Kaside Der Vasf-ı İstanbul ve Sitâyiş-i İbrahim Paşa [Nedîm]

Sadrazam İbrahim Paşa'nın Övgüsü İçin İstanbul Vasfında Yazılan Kasîde 1 Bu şehr-i Sitanbul ki bî-misl ü behâdur  Bir sengine yekpâre 'Acem mülki fedâdur Bir benzeri daha bulunamayan ve değeri ölçülemeyen bu İstanbul şehrinin bir taşına baştan başa İran ülkesi feda olsa yeridir. 2 Bir gevher-i yektâdur iki bahr arasında  Hurşîd-i cihân-tâb ile tartılsa sezâdur [İstanbul] iki deniz arasında eşsiz bir incidir. Cihanı aydınlatan güneşle tartılsa lâyıktır. 3 Bir kân-i ni'amdur ki anun gevheri ikbâl  Bir bâg-i İremdür ki gülü 'izz ü 'alâdur [İstanbul] cehveri talih olan bir nimetler ocağıdır. Gülü yücelik, şan ve şeref olan bir İrem bahçesidir. 4 Altında mı üstünde midür cennet-i a'lâ  El-hak bu ne hâlet bu ne hoş âb ü hevâdur Yüce cennet [İstanbul'un] altında mı yoksa üstünde midir? Gerçekten bu ne hâl, bu ne hoş su ve havadır! 5 Her bağçesi bir çemenistân-i letâfet  Her kûşesi bir meclis-i pür-feyz ü safâdur ...

AHLÂT-I ERBAA


"Dört hılt" demektir.

Hılt: Bir şeye karışmış olan nesne mânâsınadır.

Ahlât-ı erbaa: İnsanın bedeninde varlığı farzolunan dört unsur ki safrâ, sevdâ, dem, balgamdan ibaret seyyâlât-i erbaadır.

1- Safrâ: Sarı renk. Tıbba göre karaciğere merbût olan öd kesesi içindeki yeşile mail sarı ve acı suya denilir. Safravî: Mizacında yalnız safrâ galip olan. Safralı: Başı dönen, gözü kararan.

2- Dem: Kan demektir. Demevî: Kanı çok, çok kanlı, kanı diğer ahlâtına galip olan.

3- Balgam: Bir illet sebebiyle boğazda hâsıl olan koyu cerâhat gibi pisliğe denir. Balgamî: Mizacında, balgam hıltı galip olan.

4- Sevdâ: Arzû, tamâ', hırs ve aşk gibi haller ve hastalıklar. "Bir illet ki insana arız oldukta pek gamnâk ve mükedder olur ve şiddet üzre olur ise bazen kendisini telef eder." Bu derecesi lisânımızda kara sevdâ dediğimizdir. Sevdâvî: Mizacında sevdâ galip olan.


"Emrâz-ı cismâniye: Ahlât dedikleri dem, balgam, safrâ ve sevdânın birbirinde intikâs ve izdiyâd veya keyfiyât-ı müteaffinesinden hasıl olur." [Sarı Abdullah, Mesnevi Şerhi, I, 208]

Yani "Hastalık: İnsan vücudunda uzvî vazifelerden, yani ahlât-ı erbaadan birinin diğeri üzerine galebesinden hâsıl olan keyfiyettir."

Mizâc: Bedenin sıhhat bakımından sâlim olması, ahlât-ı erbaanın kâfi miktarda mütevâzin bir hâlde bulunması demektir. Bunlardan birisi fazlalaşırsa hastalık husûle gelir. Demevî mizâç, sevdâvî mizâç denir.

Ahlât-ı erbaanın eski tıptaki ve tıbba istinâd eden ilimlerdeki mevkii çok mühimdir. Hele edebiyatta dikkati çekecek mâhiyettedir. Şâirlerimiz bu hıltlardan her birini mazmunlarının icâbına göre kullanmışlardır.

Yirminci asrın ihtidalarına kadar psikoloji ve pedagoji ilimlerinde ahlât-ı erbaanın yeri çok mühimdi. Tabâbette, hastalığın teşhisi ve tedâvîsi bahsinde ise en evvel göz önünde tutulurdu. [Bak.: Kable'n-nazc Buhrânı]

Hamdü lillâh ki mizâcında veliyy-i niâmın

İ'tidâl oldu bedîdâr u tagayyür nâbûd

Sünbülzâde Vehbî

Şâir, "Elhamdülillah! Velinimetin hastalığını mûcip olan ahlât muvazenesizliği kalmadı. Şimdi bütün hıltlarda itidâl baş gösterdi. Bu yüzden hasta iyi oldu." diyor.

Yorumlar