Ana içeriğe atla

Haddeden geçmiş nezâket yâl ü bâl olmuş sana

Haddeden geçmiş nezâket yâl ü bâl olmuş sana
Mey süzülmüş şîşeden ruhsar-ı âl olmuş sana

Bûy-i gül taktîr olunmuş nâzın işlenmiş ucu
Biri olmuş hoy birisi dest-mâl olmuş sana

Sihr ü efsûn ile dolmuşdur derûnun ey kalem
Zülfü Hârut'un demek mümkin ki nâl olmuş sana

Şöyle gird olmuş Firengistân birikmiş bir yere
Sonra gelmiş gûşe-i ebrûda hâl olmuş sana

Ol büt-i tersâ sana mey nûş eder misin demiş
El-amân ey dil ne müşkil-ter suâl olmuş sana

Sen ne câmın mestisin âyâ kimin hayrânısın
Kendin aldırdın gönül n'oldun ne hâl olmuş sana

Leblerin mecrûh olur dendân-ı sîn-i bûseden
La'lin öptürmek bu hâletle muhâl olmuş sana

Yok bu şehr içre senin vasfettiğin dilber Nedîm
Bir perî-sûret görünmüş bir hayâl olmuş sana

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Çîn-i zülfün miske benzettim hatâsın bilmedim

Çîn-i zülfün miske benzettim hatâsın bilmedim
Key perîşân söyledim bu yüz karasın bilmedim

Ben kara toprağ idim cân verdi bûyundan sabâ
Hey ne cân-perver kıyâmet dil-rübâsın bilmedim

Kad kıyâmet gamze âfet zülf fitne hat belâ
Âh kim ben hüsnünün bunca belâsın bilmedim

Dün tabîbe derd-i dilden bir devâ sordum dedi
Gam yemeden özge bu derdin devâsın bilmedim

Cânıma bir merhabâ sundu ezelde çeşm-i yâr
Şöyle mest oldum ki gayrın merhabâsın bilmedim

Kadd-i dil-dârın hevâ-dârı değilse zülf-i yâr
Her kademde n'için öper hâk-i pâsın bilmedim

Kasdı hâk etmek değilse ömrünü âşıkların
Ayağa n'için salar zülf-i dü-tâsın bilmedim

Ben kemân-ı vaslını çekmek dilerdim dilberin
Hecr hükm-endâz imiş tîr-i kazâsın bilmedim

Sidreye benzettiğim ayb etme cânâ kaddini
K'anı benzetmekde bundan müntehâsın bilmedim

Çün cihândan yeğ bilir ma'şûk sırrın âşıkın
Pes neden dinler rakîbin iftirâsın bilmedim

Hâk-i pâyin açtı dil çeşmin ki gördüm hüsnünü
Nice cevherdendir anın tûtîyâsın bilmedim

Çün t…

Ne gamzen ohı kim atsan nişana irer ey meh-rû

Önbilgi:
Eskiler Allah'a ulaşmak için biri "akıl" diğeri "aşk" olmak üzere iki ayrı yolu tutma konusunda asırlar boyu süregelen bir fikir ayrılığı içerisindeydiler. Daha çok "ulemâ" denen ve hadis, tefsir, fıkıh vb. zahir ilimleri ile uğraşarak kendilerine bir yol seçen medreselilerin aklı tercih etmelerine karşılık; tasavvuf ve tarikat ehli kimseler bu yolun insanı Allah'a götüremeyeceğini, aklın bu sarp yolda topal bir binek hayvanı kadar âciz kalacağını iddia ederek asıl tutulması gereken yolun aşk olduğunu öne sürüyorlardı. Klâsik şiirin sürekli üzerinde durduğu önemli noktalardan birisi, insanı bu esas hedefe ulaştıracak aşkı terennüm etmekti. Yerleşik kanaate göre ilâhî aşkın ilk basamağı -Fuzûlî'nin Leylâ ve Mecnûn'unda olduğu gibi- bir insanı sevmek olduğuna göre, hedefin ilk merhalesi, insanı . onun güzelliğini övüp yücelten eserler ortaya koymaktı. Bu insan tipinin seçimi yapılırken hemen daima, aşağıdaki eserin son beytinde oldu…

Âkıbet gönlüm esîr etdin o gîsûlarla sen

Âkıbet gönlüm esîr etdin o gîsûlarla sen
Hey ne câdûsun ki âteş bağladın mûlarla sen

Gamze-i fettânını koydun ki yıkdı 'âlemi
Bahse dalmışken çeh-i Bâbilde câdûlarla sen

Böyle çâpük geldin ey hatt-ı siyeh ruhsârına
Var ise pervâza meşk etdin piristûlarla sen

Ben mi sâki olayım bezme dururken sevdiğim
Böyle sîmin saklar billur bâzûlarla sen

Görmeden Mecnûnların sahrâdaki cem'iyyetin
Sevdiğim meşk-i nigâh eylerdin ahularla sen

Serv-i dil-cûyumdan ayrı geşt-i gülşen istemem
Var yürü istersen ey eşk-i revân cûlarla sen

Nâzdan hâmûşsun yohsa zebânın duymadan
İstesen bin dâstan söylersin ebrûlarla sen

Şûhdur tâ şöyle reftârın ki farketmez bakan
Şöyle gitsen serv-i âzâdım akar sularla sen

Bü'l-'aceb 'ayyâr-ı efsûn-gersin ey kilk-i Nedîm
Çok tabî'at ser-hoş eylersin bu dârûlarla sen